Schopenhauer'ın Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine adlı eserinden alıntılar

ahmaksayar

Kayıtlı Üye
Katılım
10 Şub 2019
Mesajlar
15
Beğeniler
6
Puanları
3
Yaş
30
Şehir
hatay
#1
2526273B-780D-4E0C-8951-B2D935F57650.jpeg
Schopenhauer'ın Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine adlı eserinden alıntılar

* insan ne ise ve ne olacaksa, sevgi sayesinde olur ve sevgiyle olacaktır: Olmaya yazgılı olduğu şeyin yükünü yüklenmekten yüksünmeyerek(amorfati). Ve onun ikiz kardeşi olan samimiyetle. Ve hepsine kol kanat geren hakikatle.

* Anlaşılan kendilerine bir varlık sahası açmada karşılaştıkları güçlükten ötürü, insanlar birbirlerine ve münasebet içerisinde oldukları her şeye karşı, belki kahırla değil, ama emsalsiz bir bıkkınlık görülmemiş bir umursamazlık, bir tür "tadeium vitae" (yaşamın bezdiriciliği:yaşamdan nefreti yada yaşamı küçümsemeyin ifade eden bir söz) ile yaklaşıyor. Başta bağrında yaşadığı toprağı ve canlı cansız onun üzerindeki her şeyi hor ve hoyratça kullanıyorlar.

* Bir şeyin sahtesi aslının en büyük düşmanıdır.

* Ama şunu hatırdan çıkarmayın, ahmaklar için yazanlar her zaman karşılarında geniş bir dinleyici kitlesi bulurlar; okuma zamanınızı sınırlamaya dikkat edin ve okumak için ayırdığınız zamanı da münhasıran bütün zamanların ve ülkelerin büyük kafalarının eserlerine tahsis edin, onlar insanlığın geri kalanını yukarıdan seyrederler, şöhretleri onları zaten bu hüviyetiyle tanıtır. Okunması halinde sadece bunlar gerçekten bir şeyler öğretir ve insanı eğitir.

* Ataklık düşüncesizlik ile bayağılığın çocuğudur. Bize lazım olan düşünmek...

* Bu arada, nasılsa sözcüklerin tapusu yok, nasılsa onları kullanmaya kalktığımızda kimse yeterlik belgesi sormuyor diye her söze destursuz girenlere, yeter ki dilin bağı çözülmüş olsun, künhüne varılmış varılmamış, hazmedilmiş edilmemiş hiç önemli değil, yeter ki telaffuz edilebilecek kadar işitilmiş olsun, her sözcüğü kullanırız biz diyenlere de hatırlatmak gerekir: Dil insanı çarpar.

** En genel gözlem bile insan mutluluğunun iki temel düşmanının ıstırap ve can sıkıntısı olduğunu gösterir. Daha ileri gidip, birinden yakamızı sıyıracak kadar talihli olma ayrıcalığımızın düzeyinin bizi diğerine yaklaştırdığını söyleyebiliriz.

* Haricen, ihtiyaç içerisinde bulunmak ve yoksunluk ıstırap üretir; buna karşılık eğer bir insan sahip olması gerekenden daha fazlasına malikse bu seferde yakasını can sıkıntısına kaptırır.
* Bir insan son tahlilde her şeyde kendisine başvurmalıdır.

** Dünya'nın herhangi bir yerinde elde edilebilecek çok fazla birşey yoktur. Dünya sefalet ve ızdırapla doludur, ve eğer bir insan yakasını bunlardan kurtarırsa, bilsin ki can sıkıntısı her köşe başında pusuda beklemektedir. Hatta daha da fazlası; genellikle galip gelen kötülüktür; ve gürültü ve şamatayla sesini en fazla duyuran budalalıktır. Talih insafsız ve acımasızdır ve insanlık acınacak durumdadır. Bunun gibi bir dünyada kendinde (içinde) zengin olan bir insan noel zamanında aydınlık, sıcak, mutlu bir yuvadır, buna mukabil bundan yoksun olanlar karlarla kaplı soğuk bir Aralık gecesidirler. Dolayısıyla yeryüzündeki en mutlu talih, fevkalade seyrek tesadüf edilen zengin bir kişiliğe ve daha da özelde iyi bir akıl donanımına sahip olmaktır; bu en mutlu talihtir, her ne kadar son kertede çok parlak olduğu söylenmese de.

* Sıradan insan hayatının mutluluğunu kendi dışındaki şeylere, mala mülke, şana şöhrete, kadın ve çocuklara, dostlara, cemiyete ve benzerine bağlar dolayısıyla bunları kaybettiği yahut hayal kırıklığına uğratıcı bulduğu zaman mutluluğunun temeli çöker.

** Bir kimse ne kadar fazla okursa, okuduklarından kalan izler de kaçınılmaz olarak o kadar az olacaktır: Zihin üzerine tekrar tekrar yazı yazılan bir tablete benzer. Derin derin düşünmeye zaman yoktur ve okunan şeyler ancak derin düşünmeye hazmedilebilir, nasıl ki aldığımız gıdalar bizi yemekle değil sindirimle beslerse. Eğer bir kimse daha sonra üzerinde durup düşünmeksizin sürekli okursa okudukları kök salnaz, büyük bölümü itibariyle kaybolur. Gerçekten de bedensel gıdalarla zihinsel gıdalarımız arasında durum hemen hemen aynıdır: insanın yediklerinin beşte biri ancak hazmedilebilir, geri kalanı buharlaşmayla, terlemeyle ve benzeri şekilde kaybolup gider. Bütün bunlardan kağıt üzerine dökülen düşüncelerin kumsaldaki ayak izlerinden farklı olmadığı sonucuna varılabilir: Doğru, adamın yürüdüğü yolu görürsünüz, fakat yolda ne gördüğünü bilmek için onun gözlerine ihtiyaç duyarsınız.

** Okurken zihnimiz aslında başka birisinin düşüncelerinin oyun alanından başka birşey değildir; ve sonunda onlar bizden ayrılır, geriye kalan nedir? Ve dolayısıyla öyle olur ki çok fazla yani neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin, eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder, tıpkı at üstünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi. Birçok eğitimli insanın durumu bundan pek farklı değildir: Okumak onları ahmaklaştırır. Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni, mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir.

* Eskileri, zamana meydan okuyarak çağları aşıp gelmiş olan eskileri okuyun büyük bir dikkatle, yenilerin onlar hakkında söyledikleri pek bir anlam ifade etmiyor.

* Herhangi önemli bir kitap (ilk okumanın ardından) hiç vakit kaybedilmeden bir kez daha okunmalıdır. Zira öncelikle kitabın muhtevası bütünü itibariyle ikinci kez okunduğunda kavranılır ve başlangıç ancak son bilindiğinde gerçekten anlaşılır; ve buna ilave olarak, kitap ikinci kez okunurken kişinin içinde bulunduğu ruh hali ve zihin yapısı ilkinden farklıdır, dolayısıyla çoğu kez başka bir izlenim elde edilir, muhtemelendir ki muhteva başka bir ışıkta görünür.

* Yazma konusunda nadir olanlar yazmaya başlamadan önce düşünmüş olanlardır.

* Üslup zihnin fizyonomisidir ve mizaç yahut kişilik için bedenin fizyonomisinden daha güvenli bir ipucu sunar.

* Yazmanın en kolayı kimsenin anlamayacağı şekilde yazmaktır, öte yandan derin meseleleri herkesin anlayacağı biçimde yazmaktan daha zor bir şey yoktur.

* Bugün insanların çok azı bir mimarın inşa ettiği tarzda yazıyor. Mimar işe başlamadan önce (inşa edeceği binayı) zihninde tasarlar, sonra kağıt üzerine çizerek bir tasarı haline getirir ve bunu en küçük ayrıntısına kadar hayata geçirmek için düşünür.

* Dil bir sanat eseridir ve ona bir sanat eseri olarak, dolayısıyla nesnel biçimde bakılması gerekir. Dil aracılığıyla ifade edilen her şey bu yüzden kurallara uygun olmalı ve onun amacıyla uyuşmalıdır. Her cümlede cümlenin ifade etmesi gereken şeyin gerçek anlamda ispatı mümkün olmalıdır, çünkü maksat yahut ifade edilecek şey cümlede nesnel olarak bulunur. Dili sadece öznel olarak görmemeli ve başkaları bizim demek istediğimizi tahmin eder umuduyla kendimizi baştan savma ifade etmemeliyiz.

* Okumak ve öğrenmek herhangi bir kimsenin kendi özgür iradesiyle (keyfe keder) yapabileceği şeylerdir; fakat düşünmek böyle değildir. Düşünme tıpkı bir ateş gibi bir cereyanla yahut hava akımıyla tutuşturulmalı ve konuya duyulan bir ilgiyle beslenmelidir. Bu ilgi bütünüyle nesnel yahut tamamen öznel türden olabilir. Bu sonuncusu bizi şahsen ilgilendiren şeylerde ortaya çıkar, fakat nesnel ilgi doğası gereği düşünen ve düşünme kendileri için nefes almak kadar tabi birşey olan kafalarda ve sadece onlarda bulunur; fakat bunlar seyrek rastlanan kimselerdir. Bu sebepten ötürüdür ki okur-yazar kimselerin çoğu bundan çok az nasiplenmiştir.

* Bir insan kendi kendisine düşünerek bir hayli zaman ve çaba sarfettikten ve düşüncelerini bıkıp usanmadan birbirine uladıktan sonra bir parça doğruya veya bir fikre ulaşmış olabilir ; ama böyle olmayabilir ve aynı şeyi bunca zahmete girmeksizin bir kitapta hazır olarak kolayca bulabilirdi. Böyle de olsa, eğer ona kendi kendisine düşünerek ulaşmış ise bu bin kere daha kıymetlidir. Bilgimizi ancak bu şekilde elde etmemiz halinde elde ettiğimiz şey bütün düşünce sistemimizin bütünleyici bir parçası, canlı bir uzvu haline gelir; ve böylelikle bildiklerimiz tam ve sağlam bir ilişki içerisinde bulunur; bütün sebepleri ve sonuçlarıyla, esaslı bir şekilde ancak böylelikle anlaşılır. Kendi düşünme tarzımızın rengini, ayırtısını ve damgasını ancak böylelikle taşır.